Günlerden yılbaşına birkaç gün kala. Hani şu projelerin sunumların yetiştirilmeye çalışıldığı günlerden. Evvelsi gece, procrastination denilen eylemin dibine vurulduğu, öyle ki bu konudaki makalenin birinin okumaya girişildiği, ancak üşenilip bırakıldığı bir gün.
Apartman girişi ile asfalt arasına sıkışmış, sabahın erken saatlerinde yağan yağmurla ıslanmış çimlerde bir kedinin yavrularını emzirdiği; onlara dikkat kesilmiş bendenize ‘bizi rahat bırak’ diye baktığı bir gün.
Sabahın bir vakti kalkılıp iki saatlik derse gidildiği, ders çıkışında güzel bir kahvaltı yapmak için yakın civarlarda en güzel boyozu satan 1-2 kilometre ötedeki fırına uğranılan bir gün.
Fırına doğru sıcacık boyozları alma, daha sonrasında boyozları eve gidince demleyeceğim çay eşliğinde yeme hayalleri ile yürüdüğüm bir ders çıkışı.
Fırına adımını atar atmaz boyoz kalmadığını gören bir melanous hayal kırıklığı.
İçerisi ekmek buharı ile ısınmış fırındaki sıcak kanlı kadına hayal kırıklığı ile söylenmiş bir ‘boyoz alacaktım ama’ cümlesi…
Fırının başında dikilen fırıncı eksiltili ve devrik cümlelerimden pek haz etmemiş olacak ki, ben cümlemi söyler söylemez fırından koca bir tepsi dolusu sıcacık boyoz çıkardı. Hayallerimin suya düşmesi ile çıkması bir oldu (bu git-gellerin de keyfi ayrı oluyor). Sıcacık boyozlara kedinin sosise baktığı gibi bakan bendeniz kadının fırından yeni çıkmış tepsiden aldığı boyozları kese kağıdına koyuşunu heyecanla ve sabırsızlıkla izledim. Kese kağıdını elime alır almaz boyozların sıcaklığını hissettim, mutlu oldum.
Alelacele boyozlar soğumadan eve yetişmek üzere adımlarımı hızlandırırken ‘boyozlardan birisini yolda mı mideye indirsem’ düşüncesini aklımdan uzak tutmaya çalışıyordum zira herşeyin bir adabı vardı, ve usulüne göre yapılması gerekirdi.
Eve geldiğimde çay suyunu koydum ve çay demlenene kadar müzik dinleyerek vakit geçirdim. Çay benim acelemi görmüş olacak ki, 15. dakikada -hani şu tavşan kanı dedikleri demde- bütün kızıllığı ile bardağımda içilmeye hazır bir şekilde bekliyordu. Ne de olsa hemşehri sayılırız, bu kadarcık kıyağı olsun.
Hani şu yazının başında ‘X günü’ demek yerine birkaç cümle ile anlatmaya çalıştığım günde, kahvaltımı güzel bir şekilde yapmış olmanın keyfi ile akşamı getirdim.
Gelsin procrastination’lar, gelsin ödevler ve projeler.
Like this:
Be the first to like this post.