Gökyüzü dediğin… # Melanous
by melanous
Pas kokulu demirlerin ardında ölümü bekleyen mapusun tek dileğiydi bir avuç gök.
Ahmed Arif prangalar eskitti bekleyişi içinde.
O, bekledi. Bir an daha geçse gökyüzü yarılacak ve içindekileri dökecekti, öyle sanmıştı.
Ahmed:
“Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…”
demişti.
O, suskunluğunu korudu; bekledi.
Bardaktan boşalırcasına yağmur yağmasını bekledi. Bir avuç göğe hasret, bekledi.
Gökyüzü yağacaktı. Soğuk ve demir kokan paslı hücre penceresinden uzattığı gökyüzüne hasret ellerinde -damla damla- bir avuç gök birikecekti. Özgürlüğe susamış halde bir yudum içecekti, daha sonra tüm suçlarından arınırcasına yüzüne sürecekti. Damarlarında hissedecekti. Kokusunu içine çekecekti. Hücre lambası yanacaktı, sönecekti. Gardiyan uykusunda bir bahar günü Arap devrimini başlatacaktı. Bir martı vapurdan atılan simit parçasını iştahla midesine indirecekti. Bir çocuk yemyeşil bir kırda dut ağacının zamanın ağırlığıyla eğilmeye başlamış olan kalın dallarından birine halatlarla bağlanmış bir salıncakta sallanacaktı. Ilık bir meltem çocuğun şakaklarından süzülüp sarı, dalgalı saçlarını tarayacaktı. İki aşık, henüz yerleştikleri evlerinde, idareten buldukları bir yatakta birbirlerine sarılacaklardı. Yağmur pencere pervazından içeri sızacaktı. Erkeğin beceriksizce ikiye böldüğü pet şişenin içine damlayacaktı. Yankı yapacaktı, yankı yapacaktı…
O yağmur yağmasaydı, ismi bilinmeyen bir üçüncü dünya ülkesinin kimsenin nerde olduğunu bilmek istemediği köyünde bir kız çocuğu intihar edecekti. Tanrı utancından başını toprağa gömecekti. Melekler gökyüzünü terkedecekti. Bir mevlevi sendeleyecek, bir kutsal yerle bir olacaktı. Turgut Uyar ölecekti, şiir komplo teorilerine kurban gidecekti.
Daha sonra tamamlamak üzere yarım kaldı yazı. Belki bir gün sonunu getirebilirim.

