Ağartı – Cahit Zarifoğlu
by melanous
sevgililer yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde
günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında
günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık
beygirler uzağa kayıyorlar
bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler
bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi
yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda’yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara
bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri
kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri
noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe korkmak
yüzünle geldiğini
ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim

blog zaten sanal zamanımı alıyordu ve genelde serbest dolanıyorum nette, yazgıya verdim iplerimi, tanrıya, ateistim, bloga son zamanda baktın mı bilmiyorum, benim gibi katı radikal bir materyalistle tanrı ya da benzeri bir mevzuu metafizik bir dille konuşuyor, mesihi seçti beni, bunu söyledim insanlara deli diyorlar, ben olsam, ben de deli derdim, ermiş, aziz felan diyip humanize edicem, bu çağda onların bile adı kalmadı, guru desen post mide bulandırıyor, guruysan yaşa be adamım, benle işin ne, salak mısın,,,
tanrıya da onu diyorum, benle işin ne, salak mısın, ben bir tane elma yedim, bi kere de başıma bir elma düştü, başka vukuatım yok, havva mı istiyorum, bu kadarcık ya : )))
15 yıl morfin kullandım, bunu yazacaktım sözüm ona, ama bir elma bir milyon morfine bedelmiş, tadı da güzeldi be, morfinin kafası kadar güzel.
ikinci levele de daha yeni geçtim, dedim ya kandan sabıkalıydım rekabet konusunda, fındık kadar da bir akılla çözülüyormuş, ama o fındık o tasın içinde kaybolmuş yıllarca,
rakip olmuyosun,
arkadaş oluyosun,
artıyo be
tadı artıyo,,,
,,,
posta bak, bizim imgelerimiz derin, postun imajları parlak, derinlik nefes istiyor, parlaklık içinse bir rayban taksan yetiyor, takanın işine de geliyor,,,
hahaha diye gülünce kibirli oluyo
hehehe’ye doğu ibnemsi dedi moralimi bozdu
huhuhu diye gülüyorum bazen, yunan tanrısı gülüşü,,,
harbi gülüşüm ise hıhıhıya yakın, ama onu da özel biriyle paylaşıyorum sadece,,,
parantezler işe yarıyor : ) ( : (kelebek etkisi)))